TJOD başkanı: Down sendromu dava konusu olmaktan çıkarılmalı

Türkiye’de malpraktis davası en sık kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına karşı açılıyor. Yüksek tazminatların hükmedildiği bu davaların etkisiyle Tıpta Uzmanlık Sınavları’nda (TUS) kadın hastalıkları ve doğum branşı tercihlerde son sıralarda yer alıyor. Bazı asistan hekimlerse eğitimlerini yarım bırakıyor.

Türkiye’de halen 6 bin kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, 4 bine de yakın asistan bulunuyor. Yılda açılan malpraktis davalarıyla ilgili Türkiye verisi yok. Ancak malpraktis davalarıyla ilgilenen Hanyaloğlu ve Acar Hukuk Bürosu’nun paylaştığı 2010–2024 arasında takip ettiği 3 bin 500 malpraktis dosyasıyla ilgili verisi, tıp camiasının gözlemlerini doğruluyor. Dava açılan ilk beş branşın tümü cerrahi.

Davalarının yaklaşık yüzde 33’üyse kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına açılıyor. Arkasından yaklaşık yüzde 11.9 oranıyla genel cerrahi, yüzde 11.8 oranıyla plastik cerrahi ve estetik, yüzde 9.2 oranıyla göz hastalıkları, yüzde 8.9 oranıyla da ortopedi ve travmatoloji geliyor. Yine büronun verilerine göre Down sendromu, doğumda omuz takılması, nörolojik hasarlar (serebral palsi vb.), doğumda sinir kopması, tüplerin bağlanması, fetusta uzuv eksikliğinin görülememesi gibi konular dava konusu oluyor.


Öngörülemeyen acillerden hekim mi sorumlu?

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil konuyla ilgili Diken’in sorunlarını yanıtladı.

İtil, Down sendromu ve kromozomal anomaliler dava konusu olmaktan tamamen çıkarılması gerektiğini düşünüyor.

Aynı anda iki kişinin (anne ve karnındaki bebeği) sağlığını düşünen tek branş, kadın hastalıkları ve doğum uzmanları. Hekimin aynı anda hem anne hem de bebeğinin iyi olması için çalışması gerekiyor. Ancak bu noktada önemli bir detay var. Gebelik ve doğum sırasında önceden öngörülemeyen bazı acil durumlar bazen dakikalar içinde gelişebiliyor. Plasentanın rahim duvarından erken ayrılması, bebekte ani gelişen solunum sıkıntısı, omuz takılması gibi. İtil gebelikte her şey normal olsa bile bunların görülebileceğini söyledi: “Eğer sorun oluşursa bunu hastaya anlatmak çok zor. Bu öngörülemezlik dava sayısını arttırıyor. Sonuçta her şey bir ekip ve sistem işi. Her şeyden hekim de sorumlu tutulamaz. Ancak büyük yükü hekim kaldırıyor.”

Tıp riski azaltır ama sıfırlayamaz

Kuşkusuz her aile kucağına sağlıklı bebek almak istiyor. Hekim deneyimlerinin yanı sıra görüntüleme ve test yöntemleri çok gelişti. Peki hekimler ‘sağlıklı bebek garantisi‘ verebilir mi? İtil bu soruya “Hayır” cevabını verdi ve devam etti: “Teknoloji geliştikçe toplumda ‘Bu kadar test varsa, her şey önceden bilinmeli’ algısı güçlendi. Oysa tıp riski azaltır ama sıfırlayamaz. Doğum bilimi yüksek riskli bir branş.

Tıbbın bugünkü gelişimine, DNA bazlı tarama testlerine, gelişmiş ultrasonlara rağmen sağlıklı bebek garantisi vermek mümkün değil.

En iyi takipte bile, bazı genetik mutasyonlar, testlerin saptayamadığı mikroskobik anomaliler,  geç ortaya çıkan metabolik hastalıklar, önceden öngörülmesi mümkün olmayan doğum komplikasyonları görülebilir.”

Doğanın her ihtimalini ortadan kaldıramayız

Davalara konu edilen tarama testlerininse kesin sonuç değil, olasılık verdiğini belirten İtil, şunları söyledi: “NIPT (anne kanından bebeğe genetik test), kombine test, detaylı ultrason risk azaltır ama sıfırlamaz. Tanısal testler (CVS-plasentadan genetik test, amniyosentez) bile her hastalığı kapsamaz.

Tıbbın sınırları var. Görüntüleme teknolojisi ne kadar gelişirse gelişsin; fonksiyonel nörolojik sorunların çoğu prenatal dönemde görünmez. Otizm spektrum bozukluğu, bazı metabolik hastalıklar, hafif zekâ geriliği gibi durumlar doğumda ‘sağlıklı’ görünen bebekte yıllar sonra ortaya çıkabilir.

Bugün iyi takip edilen bir gebelikteyse majör yapısal anomalilerin büyük kısmı saptanabilir. Kromozomal anomalilerin önemli bölümü taranabilir. Maternal (anneye ait) riskler büyük ölçüde kontrol altına alınabilir. Ama sıfır riskli gebelik yoktur. Kadın doğum uzmanı doğanın her ihtimalini ortadan kaldıramaz.”

Soruşturmalar, CİMER şikâyetleri yıldırıyor

Kamuoyuna yakın zamanda yansıyan bir dava hekimlerin büyük tepkisini çekmişti. Diyarbakırlı bir ailenin Down sendromlu doğan bebeklerinden sorumlu tuttuğu hekime karşı açtıkları davada mahkeme yaklaşık 69 milyon liralık tazminata hükmetti. İcra kapak hesabıyla tutar 77 milyon lirayı buldu.

Bundan önce de benzer yüksek tazminatın hükmedildiği davalar görüldü. İtil bu açılan davaların alana nasıl yansıdığını şöyle ifade etti: “Yüksek tazminat kararları hekim camiasında güçlü bir şok etkisi yarattı.

Asistanlık sırasında ayrılan arkadaşlarımız var. TUS tercihlerinde son sıralarda artık kadın doğum.

Moral bozukluğu, sorumluluk almada isteksizlik, zor vakalara temkinli yaklaşma, çalışma şevkini azaltma gibi pek çok sonucu var.

Olaya sadece açılan dava sayısı açısından da bakmamak lazım. Yüzlerce açılan soruşturma, sürekli, bir çoğu gerçeği yansıtmayan CİMER şikâyetlerini yanıtlamayı da katınca durumun çok da iç açıcı olmadığını söyleyebilirim.

Biliyorsunuz sadece kadın doğum hekimliğinde değil, bütün cerrahi branşlarda ve zorlu branşlarda kaçış var. Tam gün yasası, sağlıkta dönüşüm uygulamaları sonrası başladı, son yıllarda art arda çıkartılan ve serbest çalışmayı kısıtlayan yönetmelikler sonrası da arttı.

Son dönemde daha da kısıtlayıcı yasaların çıkması gündemde. Kamudan kaçışı önlemenin yolu, serbest çalışmayı engellemek olmamalı.”

Hakimler onamı da yeterli görmüyor

Malpraktis davalarının diğer bir önemli sonucu ‘defansif tıbbı‘ (savunmacı tıp) güçlendirmesi. Gereksiz tetkik istemeye, komplikasyon risklerini aşırı vurgulamaya ve bazı girişimlerden kaçınmaya neden olabiliyor. İtil, şunları söyledi:  “Bu hem hasta bakım süreçlerinde hem de hekimlerin klinik karar alma mekanizmalarında davranış değişimine yol açabiliyor.

Riskli vakalarda, sorumluluk almama, sevk etme, cerrahi girişimlerin artması gibi özetlenebilir. Örneğin cerrahi girişimler dışında her konuda onam alınması gerekmiyor. Ama son davalarda görüyoruz, hekim onam almasına rağmen hakim onu da kabul etmiyor. İyice anlatılmadığını öne sürerek milyonlarca liralık tazminata karar verebiliyor.

Hekimler ne zaman hangi koşullarda onam alacağını şaşırdı. Bu uygulamaların defansif tıp geliştirmemesi imkansız.”

TJOD ne öneriyor?

İtil derneğin şu çözüm önerilerini sıraladı:

*Sağlık Bakanlığı özellikle onam formları, özen kusuru ve malpraktisle ilgili net yönetmelikler ortaya koymalı ve derneklerin görüşünü de almalı. En önemlisi bunlar yargıya da yansımalı.

*Özellikler aydınlatıcı onamın şartları, branş bazında ayrıntılı olarak açıklanmalı ve yönetmelik yayınlanmalı. Elektronik ortamda da bu sağlanmalı.

*Hekimin omuzlarından malpraktis tazminat korkusu tamamen kalkmalı. Yine yargı ile iletişim halinde karşılanması mümkün olmayan tazminatlar sınırlanmalı.

*Mesleki Sorumluluk Kurulu önemli bir adım ama geliştirilmeli. Özel hekimliği de sorumluluğuna almalı. Kararlar mahkemeleri bağlamalı.

Öngörülemeyecek komplikasyonlar için hekimi suçlamayın

*Doğum sırasında gelişebilecek öngörülemeyecek komplikasyonlardan hekim suçlanmamalı. Bu durum yargıya da yansıyacak şekilde düzenlenmeli.

*Kamuda özel hastanelerin de katkılarıyla hekim tazminat ödemeleri için bir fon oluşturulmalı ve tazminat ödemeleri de buradan yapılmalı. Down sendromlu aileler için özel ve yeterli fonlar oluşturulmalı.

*Özel sigorta sistemi gözden geçirilmeli. Kuralları bakanlık tarafından saptanmalı. Hekim ne zaman ne yapacağını bilmeli.

*Hekim dostu iyileştirmeler mutlaka yapılmalı. Gerekli gereksiz bir çok CİMER şikâyeti var. Bunlar bir süzgeçten geçirildikten sonra soruşturma ya da yanıt istenmeli.

Kaynak: diken.com.tr