HPV ile İlişkili Hastalık ve Kanser Yükünün Azaltılması: HPV Aşılamasına İlişkin Bilimsel Kanıtlar ve Türkiye İçin Öneriler


HPV ile İlişkili Hastalık ve Kanser Yükünün Azaltılması: HPV Aşılamasına İlişkin Bilimsel Kanıtlar ve Türkiye İçin Öneriler

Human papilloma virusu (HPV), dünyada en yaygın viral enfeksiyonlardan biri olmasının yanı sıra önlenebilir kanserlerin de en önemli nedenlerindendir. HPV’nin serviks kanseri ile nedensel ilişkisinin ortaya konması ve bunu izleyen yıllarda geliştirilen HPV aşıları, kanserden korunma alanındaki en önemli gelişmelerden birini oluşturmuştur. İlk HPV aşısının 2006 yılında kullanıma girmesinden bu yana yaklaşık 20 yıllık deneyim birikmiş; aşılamanın HPV infeksiyonu ve prekanseröz lezyonların yanı sıra invazif kanser üzerindeki etkisini doğrudan değerlendirmeye olanak sağlayan gerçek yaşam verileri elde edilmiştir (1–5).

HPV’nin oluşturduğu hastalık yükü yalnızca serviks kanserinden ibaret değildir. Anal, vulvar, vajinal, penis ve orofaringeal kanserlerin de önemli bir bölümü HPV ile ilişkilidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de HPV aşılamasını, temel hedefi serviks kanserinin önlenmesi olmakla birlikte, HPV ile ilişkili daha geniş kanser ve hastalık yükünün azaltılmasını sağlayan bir müdahale olarak değerlendirmektedir (1). Bu nedenle HPV aşılamasının yalnızca “serviks kanserinden korunma” çerçevesinde değil, HPV ile ilişkili kanserlerin ve diğer hastalıkların azaltılmasına yönelik kapsamlı bir halk sağlığı müdahalesi olarak ele alınması gerekir.

  1. HPV nedir, nasıl bulaşır ve kanser gelişimine nasıl yol açar?

Human papilloma virusu epitel hücrelerini enfekte eden, zarfsız, çift iplikli bir DNA virusudur. Günümüzde 200’den fazla HPV tipi tanımlanmıştır. Bunların bir bölümü anogenital bölge ve orofaringeal bölge mukozalarını enfekte edebilir. HPV başlıca yakın deri ve mukoza teması, özellikle cinsel temas yoluyla bulaşmaktadır. HPV enfeksiyonlarının büyük bölümü bağışıklık sistemi tarafından kontrol edilerek kendiliğinden temizlenmekle birlikte, bazı yüksek riskli HPV tipleri persistan enfeksiyon oluşturarak prekanseröz lezyonlara ve invazif kansere ilerleyebilir (1,6,7).

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), HPV-16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58 ve 59’u insanlarda kanser yaptığına ilişkin yeterli kanıt bulunan Grup 1 kanserojenler arasında sınıflandırmaktadır (8).

HPV’nin karsinogenezdeki temel mekanizmalarından biri yüksek riskli HPV tiplerinin E6 ve E7 viral onkoproteinleri üzerinden gerçekleşir. E6, başta p53 olmak üzere hücresel tümör baskılayıcı mekanizmaları; E7 ise retinoblastom (Rb) proteinini ve hücre siklusu kontrolünü bozar. Bunun sonucunda apoptozun engellenmesi, kontrolsüz hücresel proliferasyon, genomik instabilite ve zaman içerisinde malign transformasyon gelişebilir (6,7). HPV’nin serviks kanseriyle nedensel ilişkisinin gösterilmesine öncülük eden çalışmaları nedeniyle Harald zur Hausen 2008 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’ne layık görülmüştür.

Kanser gelişiminde yalnızca HPV ile karşılaşılması değil, yüksek riskli HPV enfeksiyonunun persiste etmesi kritik öneme sahiptir. Persistan yüksek riskli HPV enfeksiyonu serviks kanseri gelişiminin gerekli nedenidir ve HPV’nin neden olduğu diğer anogenital ve orofaringeal malignitelerin gelişiminde de temel rol oynar (6–8).

  1. HPV ile ilişkili hastalıklar ve kanserler nelerdir; küresel hastalık yükü ne düzeydedir?

Yüksek riskli HPV infeksiyonu dünyada görülen  serviks kanserlerinin hemen hepsinin, anal, vulvar, vajinal, penis ve orofaringeal kanserlerin de büyük kısmının direkt nedenidir.  Düşük riskli HPV-6 ve HPV-11 ise genital siğillerin ve reküren respiratuar papillomatozun başlıca nedenleridir (1,6,9).

DSÖ verilerine göre 2019 yılında HPV’nin dünya genelinde kadınlarda yaklaşık 620 bin, erkeklerde ise yaklaşık 70 bin yeni kanser olgusuna neden olduğu tahmin edilmektedir. Kadınlardaki HPV ile ilişkili kanserlerin büyük çoğunluğunu serviks kanseri oluşturmakla birlikte, özellikle anal ve orofaringeal kanserler açısından erkeklerde de önemli bir hastalık yükü bulunmaktadır (9).

GLOBOCAN 2022 verilerine göre dünyada yaklaşık 660 bin yeni serviks kanseri olgusu ve yaklaşık 350 bin serviks kanserine bağlı ölüm meydana gelmiştir. Serviks kanseri 2022 yılında kadınlarda hem insidans hem de mortalite açısından dünyada dördüncü sırada yer almıştır (9,10).

Serviks kanserlerinin %95’ten fazlası HPV infeksiyonuyla ilişkilidir. HPV-16 ve HPV-18 dünya genelindeki serviks kanserlerinin yaklaşık %70’inden sorumludur. Dokuz valanlı aşının kapsadığı HPV-16, 18, 31, 33, 45, 52 ve 58 gibi yüksek riskli tiplerin birlikte değerlendirilmesi, aşıyla önlenebilir kanser yükünün daha da geniş olduğunu göstermektedir (1,11).

HPV ile ilişkili anal, vulvar, vajinal, penis ve orofaringeal kanserler ile genital siğiller ve reküren respiratuar papillomatoz da toplam hastalık yüküne eklendiğinde, HPV’nin toplum sağlığı üzerindeki etkisinin yalnızca serviks kanseri insidansı ve mortalitesi üzerinden değerlendirilmesinin gerçek yükü eksik yansıtacağı açıktır.

  1. Türkiye’de HPV infeksiyonu ve HPV ile ilişkili kanserlerin hastalık yükü ne düzeydedir?

ICO/IARC HPV Information Centre’ın Türkiye verilerine göre ülkemizde 15 yaş ve üzerindeki yaklaşık 32,8 milyon kadın serviks kanseri açısından risk altındadır. Türkiye’de yılda yaklaşık 2 bin 532 yeni serviks kanseri olgusu ortaya çıkmakta ve yaş ortalaması 50 olan yaklaşık 1.245 kadın serviks kanseri nedeniyle yaşamını kaybetmektedir (12). Servikal kanserli hasta sayısının 17 katı kadar CIN1-3 lezyonlu hasta olduğu da dikkate alındığında ülkemizde HPV hastalık yükünün boyutu daha iyi anlaşılmaktadır (13).

Türkiye’de normal servikal sitolojiye sahip kadınların yaklaşık %4,2’sinde HPV-16 ve/veya HPV-18 saptanırken, bu oran düşük dereceli servikal lezyonlarda %24,1’e, yüksek dereceli lezyonlarda %30,2’ye ve invazif serviks kanserinde %67,6’ya ulaşmaktadır (12).

Bu bulgular Türkiye’deki serviks kanserlerinin önemli bir bölümünün mevcut HPV aşılarının kapsadığı tiplerle ilişkili olduğunu göstermektedir.

Ancak serviks kanseri HPV’nin Türkiye’de oluşturduğu toplam hastalık yükünün yalnızca bir bölümüdür. ICO/IARC verileri Türkiye’de anal, vulvar, vajinal, penis ve orofaringeal kanserlerin de görüldüğünü ve bunların değişen oranlarda HPV ile ilişkili olabileceğini göstermektedir (12). Bunlara genital siğiller, prekanseröz lezyonlar, tekrarlayan tanısal girişimler ve tedavi gereksinimi eklendiğinde HPV’nin mortalitenin yanı sıra yaşam kalitesi, yaşam yılı kaybı, sağlık hizmeti kullanımı ve sağlık ekonomisi açısından da önemli bir yük oluşturduğu görülmektedir.

Bu nedenle Türkiye’de HPV ile ilişkili hastalık yükünün yalnızca serviks kanseri üzerinden değil, kadınları ve erkekleri etkileyen HPV ile ilişkili tüm hastalıklar ve kanserler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

  1. HPV aşıları nasıl aşılardır, hangi HPV tiplerine karşı koruma sağlar ve kimler aşılanmalıdır?

Günümüzde kullanılan HPV aşıları rekombinant virus benzeri parçacık (virus-like particle; VLP) temelli aşılardır. HPV’nin majör kapsid proteini L1 rekombinant teknolojiyle üretildiğinde kendiliğinden birleşerek doğal virus kapsidine yapısal olarak benzeyen VLP’leri oluşturur (1,11).

Bu parçacıklar viral DNA içermez. Dolayısıyla çoğalamaz, infeksiyon oluşturamaz ve HPV hastalığına veya kansere neden olamaz. Buna karşılık doğal virusun dış yapısını taklit ettikleri için güçlü nötralizan antikor yanıtı oluştururlar (1,11).

HPV aşıları içerdikleri HPV tiplerinin sayısına göre iki, dört ve dokuz valanlı olarak sınıflandırılır. İki valanlı aşı HPV-16 ve HPV-18’i hedefler. Dört valanlı aşı bunlara ek olarak genital siğillerin büyük bölümünden sorumlu HPV-6 ve HPV-11’i içerir. Dokuz valanlı aşı ise HPV-6, 11, 16 ve 18’e ek olarak yüksek riskli HPV-31, 33, 45, 52 ve 58 tiplerini kapsar (11,14).

Aşının etkinliği HPV ile karşılaşılmadan önce en yüksektir. Bu nedenle temel halk sağlığı stratejisi, çocukların ve adolesanların cinsel aktivite başlamadan ve HPV ile karşılaşmadan önce aşılanmasıdır (1).

DSÖ’nün temel hedef grubu 9–14 yaşındaki kız çocuklarıdır. Kaynakların ve programatik olanakların yeterli olduğu ülkelerde erkek çocuklarının da aşılanması, hem erkeklerde anal, penis ve HPV ile ilişkili orofaringeal kanserlerin doğrudan önlenmesine hem de HPV’nin toplumdaki dolaşımının azaltılmasına katkı sağlar, aşı kapsamını artırır (1).

  1. HPV aşıları HPV infeksiyonlarını, prekanseröz lezyonları ve HPV ile ilişkili kanserleri ne ölçüde önler?

HPV aşılarının etkinliği, klinik çalışmaların yanı sıra yüksek aşılama kapsamına ulaşmış ülkelerden elde edilen geniş gerçek yaşam verileriyle gösterilmiştir.

Drolet ve arkadaşlarının 14 yüksek gelirli ülkede 60 milyondan fazla kişiyi kapsayan sistematik derleme ve meta-analizinde, HPV aşılama programlarının başlamasından 5–8 yıl sonra 13–19 yaşındaki kızlarda HPV-16/18 infeksiyon prevalansında %83 azalma gözlenmiştir. Aynı çalışma genital siğiller ve CIN2+ lezyonlarda da belirgin toplum düzeyi azalmaları ve aşılanmamış gruplarda dahi sürü etkisini destekleyen bulgular göstermiştir (15).

Aşılamanın etkisi serviksle sınırlı değildir. Randomize çalışmalar HPV aşısının anal HPV-16/18 infeksiyonuna karşı yüksek etkinlik gösterdiğini; sistematik değerlendirmeler ise özellikle genç yaşta aşılanan kişilerde persistan anal HPV infeksiyonu ve anal intraepitelyal neoplazi riskinin belirgin biçimde azaldığını göstermektedir (16,17).

Oral ve orofaringeal HPV infeksiyonları açısından da aşılanan gruplarda belirgin azalma bildirilmiştir. Sistematik derlemelerde aşı tipi oral HPV infeksiyonlarında yaklaşık %72–93 arasında azalma saptanmıştır. Bununla birlikte orofaringeal kanser gelişimi için gereken uzun süre nedeniyle, bu bölgedeki invazif kanser sonlanımlarına ilişkin doğrudan kanıtlar serviks kanserine ilişkin kanıtlardan daha sınırlıdır (18).

Dört ve dokuz valanlı aşıların HPV-6 ve HPV-11’i içermesi genital siğillere karşı da güçlü koruma sağlar. Yüksek aşılama kapsamına sahip toplumlarda genital siğil insidansında belirgin düşüşler gözlenmiştir (15).

HPV aşılamasının en önemli bilimsel gelişmelerinden biri, artık etkisinin yalnızca infeksiyon veya prekanseröz lezyonlar üzerinden değil, invazif serviks kanseri üzerinden doğrudan gösterilmiş olmasıdır.

İsveç’te yaklaşık 1,7 milyon kız ve kadını kapsayan ulusal kohort çalışmasında, 17 yaşından önce HPV aşısı yapılanlarda invazif serviks kanseri riskinin aşılanmamışlara göre yaklaşık %88 daha düşük olduğu gösterilmiştir (2).

2026 yılında yayımlanan ve 18 yıla kadar izlem sağlayan İsveç ulusal kohort çalışması, kuadrivalan HPV aşılamasından sonra invazif serviks kanseri riskindeki azalmanın uzun dönemde devam ettiğini ve izlem süresi boyunca koruyuculuğun azaldığına ilişkin bir sinyal bulunmadığını göstermiştir (3).

İskoçya’da ise 12–13 yaşında rutin bivalan HPV aşılamasına alınan kadınlarda izlenen kohortlarda invazif serviks kanserine karşı çok güçlü koruma gözlenmiş; erken yaşta tam aşılanan grupta izlem süresince invazif serviks kanseri olgusu saptanmamıştır (4).

Danimarka’da aşılanmış yaklaşık 7 bin 800 kadında yapılan ardışık değerlendirmelerde, aşılama öncesi %15-17 olan  HPV-16/18 prevalansı sırasıyla %0,4, %0,3 ve %0,2 düzeylerine kadar düşmüş; aşılama öncesi dönemdeki prevalansla karşılaştırıldığında aşı tipi HPV’lerin toplumdaki dolaşımında dramatik bir azalma olduğu gösterilmiştir (19).

ABD’de 20–31 yaşındaki kadınlarda 2000–2005 aşı öncesi dönem ile 2016–2021 aşı sonrası dönem karşılaştırıldığında serviks kanseri insidansında ulusal düzeyde %27 azalma saptanmıştır. Eyalet düzeyinde aşılama oranı arttıkça serviks kanseri riskindeki azalmanın daha belirgin olduğu ve aşılama kapsamındaki her %10’luk artışın kanser risk oranında yaklaşık %11,5’lik ek azalmayla ilişkili olduğu bildirilmiştir (20).

Bu bulgular HPV aşılarının yalnızca antikor oluşturan veya HPV enfeksiyonlarını azaltan aşılar olmadığını; prekanseröz hastalıkları ve invaziv kanseri gerçekten önleyebildiğini gösteren güçlü gerçek yaşam kanıtlarıdır.

  1. HPV aşılaması dünyada ve Türkiye’de ne ölçüde kanser ve ölümü önleyebilir?

HPV enfeksiyonlarının büyük bölümü asemptomatik ve geçici olduğundan, aşı sayesinde dünyada bugüne kadar önlenmiş tüm HPV infeksiyonlarının mutlak sayısını güvenilir biçimde hesaplamak mümkün değildir. Aşılamanın enfeksiyonlar üzerindeki etkisi prevalans, insidans ve persistan enfeksiyonlardaki azalma üzerinden değerlendirilmektedir.

Buna karşılık kanser ve mortalite üzerindeki uzun dönem etkiler modelleme çalışmalarıyla hesaplanabilmektedir.

DSÖ’nün serviks kanseri eliminasyon stratejisinin temelini yüksek kapsayıcılı HPV aşılaması, etkili tarama ve prekanseröz/invazif hastalığın uygun tedavisi oluşturmaktadır. DSÖ, bu stratejinin tam uygulanmasının önümüzdeki 100 yılda yaklaşık 60 milyon serviks kanseri olgusunu ve 45 milyon ölümü önleyebileceğini tahmin etmektedir (1,21).

78 düşük ve alt-orta gelirli ülkeyi kapsayan karşılaştırmalı modelleme çalışmalarında da, yüksek kapsayıcılı HPV aşılamasının ve buna tarama ile tedavinin eklenmesinin 2020–2120 döneminde milyonlarca serviks kanseri ölümünü önleme potansiyeline sahip olduğu gösterilmiştir (21).

Türkiye açısından 2025 yılında yayımlanan ülkeye özgü PRIME modellemesi önemli veriler sağlamaktadır. Şahin ve Karabey tarafından yapılan çalışmada 12 yaşındaki kız çocuklarının aşılanması, HPV aşılamasının uygulanmadığı senaryoyla karşılaştırılmıştır (22).

İki/dört valanlı aşının %80 kapsamayla uygulanmasının modellendiği senaryoda, bir yıllık kız çocuğu kohortunda 1.609 serviks kanseri olgusunun ve 1.090 serviks kanserine bağlı ölümün önlenebileceği hesaplanmıştır (22).

Dokuz valanlı aşının %90 kapsamayla uygulanmasının modellendiği senaryoda ise aynı yıllık kohort için 2 bin 318 serviks kanseri olgusunun ve 1.570 serviks kanserine bağlı ölümün önlenebileceği öngörülmüştür. Model ayrıca 31 bin 222 yaşam yılı (YLL) kazancı ve 9 bin 258 DALY’nin önlenmesini hesaplamaktadır (22).

Bu sayıların doğru yorumlanması önemlidir. Bunlar Türkiye genelinde her takvim yılında 2 bin 318 kanser veya 1.570 ölümün hemen önleneceği anlamına gelmemektedir. PRIME modeli, bir yıllık kız çocuğu kohortunun aşılanmasının uzun dönemli sağlık kazanımını hesaplamaktadır. HPV infeksiyonundan invazif kansere ilerleme yıllar aldığı için yararın büyük bölümü izleyen on yıllarda ortaya çıkmaktadır (22).

Ayrıca bu Türkiye modellemesi yalnızca serviks kanserini içermektedir. HPV aşılamasının anal, vulvar, vajinal, penis ve orofaringeal kanserler, genital siğiller ve diğer HPV ile ilişkili hastalıklar üzerindeki potansiyel kazanımları modele dahil edilmemiştir. Çalışmanın yazarları da genital siğiller ve prekanseröz lezyonların modele dahil edilmemesinin aşının toplam sağlık ve maliyet-etkililik kazanımını olduğundan düşük tahmin etmiş olabileceğini belirtmektedir (22).

HPV ile ilişkili tüm kanserlerin bir arada değerlendirildiği bir diğer analizdeyse, ülkemiz için HPV ile ilişkili kanserlerin yıllık insidansı 5.2-13.5 (yaklaşık 4 bin 400 kanser) arasında, bu kanserlerle ilişkili yıllık ölüm ise 2.6-5.11/100.000 (yaklaşık 2 bin 210 ölüm) arasında olduğu belirlenmiş, ülkemizde 1000 aşılamayla 4 ölüm, 93 YLL, 96 DALY’nin engellenebileceği hesaplanmıştır (23).

  1. Tek doz HPV aşılaması yeterli midir ve güncel aşılama önerileri nelerdir?

HPV aşılamasında son yıllardaki en önemli gelişmelerden biri tek doz uygulamasına ilişkin kanıtların güçlenmesidir.

 

DSÖ 2022 yılında önerilerini güncellemiştir. Buna göre 9–14 yaşındaki kızlar için bir veya iki doz, 15–20 yaşındakiler  için bir veya iki doz HPV aşısı uygulanabilir. 21 yaşın üzerindeki kadınlarda altı ay arayla iki doz önerilmektedir. İmmünosüprese kişilerde ve HIV ile yaşayanlarda ise mümkünse üç, en az iki doz uygulanması önerilmektedir (1,24).

Tek doz uygulamasına ilişkin kanıtlar 2025 yılında yayımlanan ESCUDDO randomize kontrollü çalışmasıyla daha da güçlenmiştir. Kreimer ve arkadaşlarının çalışmasına 12–16 yaşlarında 20 bin 330 kız dahil edilmiş ve katılımcılar bir veya iki doz bivalan ya da dokuz valanlı aşı gruplarına randomize edilmiştir (25).

Çalışmada tek doz bivalan ve tek doz dokuz valanlı HPV aşısının, persistan HPV-16/18 infeksiyonunu önlemede iki doz uygulamaya karşı non-inferior olduğu gösterilmiş; dört çalışma grubunun tamamında aşı etkinliği en az %97 bulunmuştur. Primer değerlendirme 12–60. aylar arasında ortaya çıkan ve en az altı ay persiste eden yeni HPV-16/18 infeksiyonlarını kapsamıştır (25).

Bu bulgular tek doz yaklaşımının özellikle aşılama kapsamının düşük olduğu veya kaynakların sınırlı olduğu ülkelerde büyük programatik avantaj sağlayabileceğini göstermektedir. Tek doz uygulaması; aşı satın alma ve uygulama maliyetini, soğuk zincir ve lojistik yükünü ve ikinci doz için yeniden başvuru kaybını azaltarak daha fazla çocuğa ulaşılmasını kolaylaştırabilir (1,24,25).

Bununla birlikte immün sistemi baskılanmış kişilerde tek doz uygulamasına ilişkin kanıtlar yeterli değildir ve bu gruplarda çok dozlu program sürdürülmelidir (1,24).

  1. HPV aşıları güvenli midir?

HPV aşıları 2006 yılından bu yana dünya genelinde yüz milyonlarca doz uygulanmış aşılardır. Klinik çalışmaların yanı sıra ulusal farmakovijilans sistemleri ve büyük epidemiyolojik çalışmalar güvenliği sürekli olarak değerlendirmektedir (1,26,27).

En sık görülen istenmeyen etkiler enjeksiyon bölgesinde ağrı, kızarıklık ve şişlik ile baş ağrısı, halsizlik, myalji ve kısa süreli ateş gibi genellikle hafif ve geçici reaksiyonlardır. Adolesanlarda aşılama sonrasında senkop görülebileceğinden aşının oturur veya yatar pozisyonda uygulanması ve sonrasında kısa süre gözlem yapılması önerilmektedir (26,27).

DSÖ Küresel Aşı Güvenliği Danışma Komitesi HPV aşılarının güvenlik profilini birçok kez değerlendirmiştir ve otoimmün ve ciddi nörolojik hastalıklar açısından da aşıyla nedensel ilişkiyi destekleyen tutarlı bir güvenlik sinyali ortaya konmamıştır (26).

2025 ESCUDDO randomize çalışmasında da yeni bir güvenlik sorunu saptanmamıştır (25).

Bu nedenle mevcut bilimsel kanıtlar HPV aşılarının yüksek etkinliğe ve iyi tanımlanmış, olumlu bir güvenlik profiline sahip olduğunu göstermektedir.

  1. HPV ile ilişkili kanserlerin kontrolünde aşılama ve taramanın yeri nedir; serviks kanserinin eliminasyonu mümkün müdür?

Serviks kanseri taraması son derece değerli olmakla birlikte sekonder korunma yöntemidir. Taramanın amacı HPV ile karşılaşmayı engellemek değil, yüksek riskli HPV enfeksiyonunu ve/veya gelişmiş prekanseröz değişiklikleri invazif kansere ilerlemeden önce saptamaktır.

HPV aşılaması ise primer korunma sağlar. Amaç yüksek riskli HPV enfeksiyonunun ve buna bağlı prekanseröz lezyon ve kanserlerin gelişimini en baştan azaltmaktır.

Servikal tarama serviks dışındaki HPV ile ilişkili kanserlerin önlenmesine yönelik bir tarama yöntemi değildir. Buna karşılık HPV aşılaması vulvar, vajinal ve anal HPV hastalıklarının yanı sıra erkeklerde ve kadınlarda HPV ile ilişkili diğer hastalıkların azaltılmasına katkı sağlayabilir (1,16–18).

Dolayısıyla aşılama ve tarama birbirinin alternatifi değildir. Primer korunma için aşılama; sekonder korunma için etkili tarama; saptanan prekanseröz ve invazifhastalık için zamanında tedavi, aynı kanser kontrol stratejisinin tamamlayıcı bileşenleridir.

DSÖ serviks kanserinin bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkarılmasını ulaşılabilir bir hedef olarak kabul etmekte ve eliminasyon eşiğini yılda 100 bin kadın başına 4 yeni olgunun altı olarak tanımlamaktadır (28).

DSÖ’nün 2030 yılı için belirlediği 90–70–90 hedefleri şunlardır:

* Kız çocuklarının %90’ının 15 yaşına kadar HPV’ye karşı tam aşılanması,

* Kadınların %70’inin 35 ve 45 yaşlarında yüksek performanslı bir testle taranması,

* Servikal hastalık saptanan kadınların %90’ının uygun tedaviye erişmesi; prekanseröz lezyonların %90’ının tedavisi ve invaziv kanserli kadınların %90’ının uygun biçimde yönetilmesi (28).

Türkiye’de organize serviks kanseri tarama altyapısı bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı 2026 itibarıyla 30–65 yaşındaki kadınlara beş yılda bir HPV-DNA temelli serviks kanseri taramasını ücretsiz olarak sürdürmektedir (28).

Ancak yüksek performanslı tarama programları dahi HPV ile ilişkili serviks dışı kanserlerin kontrolü için yeterli değildir ve primer korunmanın yerini tutmaz. Bu nedenle yüksek aşılama kapsamı ile etkili tarama ve tedavi programlarının birlikte yürütülmesi gerekmektedir.

  1. Türkiye’de HPV ile ilişkili kanserlerin ve hastalıkların azaltılması için nasıl bir ulusal strateji uygulanmalıdır?

Türkiye’de HPV ile ilişkili hastalık ve kanser yükünün azaltılması için temel hedef, çocukların HPV ile karşılaşmadan önce yüksek kapsayıcılıkla aşılanması olmalıdır.

Türkiye’de HPV aşılamasının cinsiyetten bağımsız olarak kız ve erkek çocuklarını kapsaması uygun olacaktır. Bu yaklaşım, son yıllarda özellikle aşılama kapsamının düşük-orta olduğu toplumlarda toplum bağışıklığını güçlendirerek servikal kanser eliminasyonunu hızlandırması, erkeklerde görülen anal, penil ve orofaringeal kanserler dahil tüm HPV ilişkili hastalıkların önlenmesi, korunma sorumluluğunun yalnızca kadınlara yüklenmesini ve aşıyla ilişkili damgalanmayı azaltarak cinsiyet eşitliğini desteklemesi nedeniyle büyük oranda tercih edilmektedir. Henüz aşılamaya başlanmamış olan ülkemizde hem tek doz, hem de cinsiyetten bağımsız program uygulanarak aşı kapsamını hızla artırmak en akılcı yaklaşım olacaktır. DSÖ de erkekleri HPV aşılamasında sekonder hedef grup olarak tanımlamış; birçok ülke cinsiyetten bağımsız aşılama programlarına geçmiştir (29, 30).

2026 yılı Ağustos ayı itibarıyla Sağlık Bakanlığı’nın yayımlanmış ulusal çocukluk dönemi aşılama takviminde HPV aşısı rutin ulusal çocukluk çağı aşıları arasında yer almamaktadır. Bakanlığın 2025 yılında HPV aşısının ücretsiz programa alınacağı yönünde kamuoyuna yansıyan açıklamalarına karşın, güncel resmi ulusal aşı takviminde henüz HPV aşısı bulunmamaktadır (31).

Bu nedenle Türkiye için bilimsel açıdan öncelikli adım, HPV aşısının ulusal bağışıklama programına, ücretsiz ve yüksek kapsayıcılığa olanak sağlayacak biçimde dahil edilmesidir.

Tek doz uygulamasını destekleyen DSÖ önerileri ve 2025 ESCUDDO randomize çalışma sonuçları, özellikle 9–14 yaş grubunda programın uygulanabilirliğini artırabilecek önemli bir fırsat sunmaktadır. Bununla birlikte ulusal program oluşturulurken kullanılacak aşı ürünü, ruhsat özellikleri, DSÖ önerileri, tedarik, maliyet, hedef yaş grupları ve özel hasta gruplarına ilişkin doz şemaları birlikte değerlendirilmelidir (1,24,25).

Aşılama, mevcut serviks kanseri taramasının alternatifi olarak görülmemelidir. Türkiye’de uygulanacak kapsamlı strateji yüksek kapsayıcılı HPV aşılamasını, organize HPV-DNA temelli servikal taramayı ve prekanseröz lezyonların etkin tedavisini birlikte içermelidir (28,32).

Türkiye’de her yıl yaklaşık 2 bin 532 yeni serviks kanseri olgusu ve 1.245 ölüm meydana geldiği tahmin edilmektedir. Bu sayılar HPV’nin neden olduğu serviks dışı kanserler ve diğer hastalıkları kapsamamaktadır (12).

Türkiye’ye özgü 2025 PRIME modellemesi, %90 kapsamalı dokuz valanlı aşılama senaryosunun bir yıllık kız çocuğu kohortunda uzun dönemde yaklaşık 2 bin 318 serviks kanseri olgusunu ve 1.570 serviks kanserine bağlı ölümü önleyebileceğini; 31 bin 222 yaşam yılı kazandırabileceğini ve 9 bin 258 DALY’yi önleyebileceğini öngörmektedir (22). Bu model, serviks dışındaki HPV ile ilişkili kanserleri, genital siğilleri ve prekanseröz lezyonların tüm ekonomik yükünü içermediği için aşının toplam sağlık kazanımını olduğundan düşük tahmin ediyor olabilir.

Yaklaşık 20 yıllık gerçek yaşam deneyimi HPV aşılamasının yalnızca HPV infeksiyonlarını ve prekanseröz lezyonları azaltmadığını; invazif kanseri de önleyebildiğini ortaya koymuştur (2–5). Tek doz aşılama konusunda elde edilen yeni randomize veriler programın uygulanabilirliğini artırırken, uzun dönem güvenlik verileri aşının olumlu yarar-risk profilini desteklemektedir (1,25,26).

Sonuç olarak HPV aşılaması yalnızca bir infeksiyonun veya yalnızca serviks kanserinin önlenmesine yönelik bir uygulama değildir. HPV ile ilişkili çok sayıda kanser ve hastalığın yükünü azaltmaya yönelik, etkinliği ve güvenliği güçlü bilimsel kanıtlarla ortaya konmuş bir kanserden korunma stratejisidir.

Türkiye’de HPV aşısının çocukluk çağı ulusal bağışıklama programına ücretsiz ve yüksek kapsayıcılığı sağlayacak şekilde  cinsiyetten bağımsız ve tek doz olarak dahil edilmesi; ve aşılama programının organize HPV temelli servikal tarama ve prekanseröz lezyonların etkin tedavisiyle birlikte yürütülmesi, önlenebilir kanserlerin, hastalık yükünün ve erken ölümlerin azaltılması açısından güçlü bilimsel gerekçelere dayanan önemli bir halk sağlığı adımıdır.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği
TTB Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu